Ana Sayfa | Site Ağacı
Duyurular Etkinlikler Müze Tarihçesi Mevzuat Resim Galerisi Sanal Gezinti Tanıtım Filmleri Hizmet Standartları Linkler


SAKARYA VE MÜZE TARİHÇESİ



SAKARYA TARİHİ

           arka yüz

TARİH ÖNCESİ SAKARYA

Yörenin tarih öncesi dönemine ait son yıllarda yapılan yüzey araştırmalarında özellikle sahil kesiminde alt, orta, üst ve epi-paleolitik Döneme ait taş aletler bulunmuştur. Bu aletlerin bölgede bulunması Paleolitik Dönemden (Taş Çağı) itibaren bölgede insan yaşamının olduğunu göstermiştir. Kaynarca İlçesinde bulunan çakmak taşı yongalar ile Kocaali ilçesinden ele geçen taş el baltası, elle şekillendirilmiş pişmiş toprak maşrapa, bölgede Neolitik ve Kalkolitik dönemlerde de insan yaşamının devam ettiğini göstermektedir.

            KRALLIKLAR DEVRİNDE SAKARYA

            Sakarya ilin yer aldığı coğrafi bölge, en eski çağlardan beri çeşitli kavimlerin gelip geçtiği göç yolları üzerinde bulunmaktadır. Yörenin tarih öncesi dönemi hakkında kesin bir bilgi mevcut değildir. Bu güne kadar dikkat çekici arkeolojik araştırma yapılmamıştır. Ancak, Kaynarca İlçesinde bulunan çakmak taşı yongalar ile karasu ilçesinden ele geçen taş el baltası bölgede Neolitik ve Kalkolitik dönem insanının yaşadığına işaret etmektedir.

            Sakarya İlinin bilinen tarihi Hititlerle başlamaktadır. Çünkü, Anadolu’da ilk siyasi birliği Hititler kurmuşlardır. Bu devletin sınırları M.Ö.1400’de en geniş sınrlarına ulaştığında Marmara denizinin doğu ve güney kıyıları ile bugünkü İstanbul Boğazınz dayanmış ve Sakarya’nın suladığı topraklarda Hititlerin egemenliğine girmiştir. Ancak bölgede günümüze ulaşan herhangi bir Hitit eseri mevcut değildir.

 MÖ 1200 yıllarında Hint-Avrupa asıllı ve Deniz Kavimleri denen topluluklar, Friglerle birleşerek Hitit egemenliğine son vermişlerdir. Bu kez Frigler Sakarya Irmağı ile Büyük Menderes’e kadar olan bölgeye sahip oldular. Sonra da hakimiyet alanlarını doğuda Kapadokya, batıda da Kilikya (Adana)’ya kadar genişlettiler. Başkent ise Gordion şehriydi. Sakarya Irmağı ile Ankara arasında yoğunlaşan Friglere MÖ.VII. yüzyılın ilk yarısında Kafkasya üzerinden Anadolu’ya gelen Kimmerler son vermiştir. Aynı dönemde Ege Bölgesine Lidyalılar hakim olmuşlar ve hakimiyet alanlarını Sakarya’yı da içine alacak şekilde genişletmişlerdi. Ancak milli bir ordu meydana getirememeleri, Lidyalıların ömrünün kısa sürmesine yol açmıştır. Pers kralı Kynos (Kirus), Mısır ile ittifak yapan Lidya kralı Krezus’u yenerek, MÖ 546’da Lidya Devleti’ne son vermiş ve Anadolu’nun hemen tümüne hakim olmuştur. Anadolu’yu satraplıklara (eyalet) ayırarak yaklaşık 200 yıl yöneten Pers hakimiyetine, Büyük İskender Çanakkale Boğazı’nı ve Granikos Irmağı’nı (Biga Çayı) geçerek MÖ 334 yılında Issos Savaşı’nda kazandığı zaferle son vermiştir.

            Artık bu tarihten itibaren Sakarya bölgesi Büyük İskender’in hakimiyeti altına girecektir. Asya seferine devam eden Büyük İskender, Suriye, Mısır, İran, Maveraünnehir yoluyla Hindistan’a varıp döndüğünde Babil şehrinde MÖ 323’te ve 28 yaşında ölmesi üzerine, imparatorluk üç kısma ayrılmıştı.

  • Ptolemeler Krallığı (Mısır)
  • Antiponitler Krallığı (Makedonya)
  • Selevkoslar Krallığı (Trakya ve Batı Anadolu’dan Hindistan’a kadar uzanan topraklarda)

            MÖ 280’de Selevkos’un ölümü üzerine de Selevkoslar Krallığı 4 kısma bölünüyordu ki, Sakarya bölgesini de içine alan Bitinya Krallığı kuzeybatı Anadolu’da, Karadeniz’in güney kıyılarında Pontus Krallığı, Orta Anadolu’da Kapadokya Krallığı ve Batı Anadolu’da da Bergama Krallığı kuruluyordu. MÖ 133’te Romalılar Bergama Krallığı’na son verdiler. MÖ 74 Yılında ölen son Bitinya kralı IV.Nikomedes de vasiyetinde Bitinya Ülkesi’ni Roma’ya bırakmıştı. Böylece Anadolu’nun ele geçirilmesinde önemli bir ilerleme kaydeden Romalılar, yaklaşık asırlık bir mücadeleden sonra Anadolu’nun büyük bir kısmına hakim oldular. Bu dönemde Sakarya bölgesi de Roma hakimiyetinde kalmıştır.

            MS IV. Yüzyıl başlarında birliğini ve gücünü kaybeden Roma İmparatorluğu, bu kez de 375 yılında meydana gelen Kavimler Göçü ile tamamen sarsılıyor ve parçalanıyordu. 395’te Roma’nın merkezi Roma olan Batı Roma İmparatorluğu ve merkezi İstanbul olan Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu diye ikiye ayrılmasından sonra, Anadolu Doğu Roma’nın hissesine düşmüştür ki, Sakarya bu kez de Bizans hakimiyeti altına girecektir.

            SELÇUKLULAR DEVRİNDE SAKARYA

            XI. Yüzyılın başlarında 1015 ile 1021 yılları arasındaki Kafkasya’dan Anadolu’ya keşif harekatı olarak yapılan ilk akınları Çağrı Bey gerçekleştirmiştir. Anadolu’nun fethi amacıyla girişilen esas akınlar ise, 23 Mayıs 1040 tarihindeki Dandanakan zaferinden sonra kurulan Selçuklu Devleti’nın hükümdarı Tuğrul Bey’in öncülüğünde 1048’den 1055 yılına kadar aralıklarla devam edildi.

Bundan sonra da her yıl akınlar sürdü. Alpaslan da Çağrı ve Tuğrul Beyler gibi Batıdaki genişleme siyasetine devam etti. 1064’te Ani ve Kars kalelerini ele geçirdi. Komutanlarından bazılarını Anadolu’ya akınlar yapmaları için görevlendirdi. Bu akınlar zamanla Urfa ve Antakya yoluyla Malatya’ya kadar genişledi. Hatta zaman zaman Sakarya Irmağı’na kadar uzadı.

26 Ağustos 1071 Malazgirt Zaferi, Bizans savunma hattını yıkarken, Anadolu’nun kapılarını da Müslüman Türklere açıyordu.

1077’de İznik merkez olmak üzere Anadolu (Türkiye) Selçuklu Devleti’ni kuran Kutalmışoğlu Süleyman Şah, 1080’de Bizans ordusunu ağır bir yenilgiye uğratarak Üsküdar’a kadar ilerliyor ve boğazlardan geçen gemilerden gümrük vergisi almaya başlıyordu.

Bir süre Türk – Bizans sınırı olan Sakarya Irmağı boyunca Bizanslılar hudut kaleleri yaptırmışlardı. Ferizli Seyifler Kalesi, Harmantepe Kalesi, Kayalar Mahmudiye Köyü’nün doğusundaki kale, Adliye Kalesi, Geyve Boğazı’ndaki Çobankale, Pamukova’daki Paşalar Kalesi, Mekece Kaleleri ve Sapanca Kurtköy Kalesi bu çeşit kalelerdendi. Bugün itibariyle bu kalelerin bir kısmı tamamen yok olurken, çoğunun kalıntıları hala durmaktadır.

OSMANLILAR DÖNEMİNDE SAKARYA

1071 Malazgirt Zaferi’ni müteakip Selçuklular, Horasan bölgesindeki Türk aşiretlerini Anadolu’ya yerleştirmişlerdi.

Kayıların bir savaşta kendilerine yardım etmelerinden hoşnut kalan Selçuklu sultanı Alaattin Keykubat, Karacadağ’ı Kayılar’a yurt olarak verdi. Bu tarihten itibaren bir aşiret olan Kayılar giderek güçlendiler ve Osmanlı Devleti’ni kurdular. Osman Bey komutanlarını, Sakarya’yı da içine alan bölgeye göndererek, Anadolu’nun batısını ele geçirmeye başladı. Eskişehir yakınlarındaki Karacahisar, Sakarya boylarındaki Sorkun, Gölpazarı, Taraklı ve Göynük tarafları Bizans’tan alındı. 1298’de Bilecik, Yarhisar, İnegöl fethedildi ve başkent Bilecik’e taşındı.

1301’de Koyunhisar zaferini kazanan Osman Gazi, ardından Osmaneli, Geyve, Akyazı ve Hendek’i alarak Sakarya’nın doğusunu elde ediyor; Mudanya’yı almak suretiyle de denizlere açılmış oluyordu.

Öte yandan Bursa’nın üç taraftan yolu kesilirken İzmit yolu da açılıyordu.

1308’de Karahisar (Trikokiya), 1313’te de Osmaneli, Lefke, Mekece, Geyve, Pamukova (Akhisar) ve Gölpazarı bölgesindeki kaleler bir bir ele geçirilmişti. Özellikle Pamukova’nın ele geçirilmesi, Sakarya Nehri’nin kuzeyine doğru ilerlenmesine zemin hazırlamıştı. Elbetteki Sakarya Havzası’ndaki bu fetihlerin asıl amacı, Bizans’ın Anadolu kentleri içindeki en büyüğü olan ve ekonomik açıdan önemli bir merkez olan Bursa’yı ele geçirmekti. Marmara’nın güneyine hakim olabilmek için de, mutlaka Bursa’ya sahip olmak gerekiyordu. 1317’de Orhan Bey ve Konuralp, Keresteci, Kapucuk, Tuzpazarı ve Karatekin gibi kaleleri ele geçirmişlerdi.

1353’te Gelibolu’ya atlanmasıyla tüm dikkatler Balkanlara yönelmişti. Dolayısıyla XIV. Yüzyılın ilk yarısında fethi tamamlanan Sakarya ve çevresi, uzunca bir zaman sukunete kavuşacaktı. Fakat bölge, İstanbul’dan Anadolu’ya uzanan güzergah üzerinde olduğu için hareketliydi. Kanuni zamanında özellikle bu güzergah üzerinde yolların kesilmesi, baskınların yapılması ve kan dökülmeye başlanmasıyla, gerekli tedbirler alınmaya başlanmış ve bu çerçevede İznik – Adapazarı – Bolu çevrelerinde eski sancak beylerinden biri muhafız olarak tayin edilmişti. Eski Hatvan Beyi Mehmet’e muhafızlık görevi verilip bu bölgede görevlendirilince, 1559’da hükümet merkezine durumu rapor etmişti. Hükümet de suçluların bulunup cezalandırılması için, Ankara Kadısı Emirşah’ı soruşturmayla görevlendirmişti. Daha önce de değindiğimiz gibi, artık bu tarihlerden itibaren kaynaklarda Ada Karyesi, Akyazı ve Sapanca ifadelerine rastlanmaya başlıyor.

Osmanlı Devleti’nin özellikle İstanbul’un fethinden sonra, tüm Anadolu ve Balkanlarda istikrarı sağlaması ve müreffeh bir toplum yaratmasıyla başlayan süreçten Adapazarı ve çevresi de nasibini aldı. Osmanlı’nın çöküş dönemlerine kadar Sakarya bölgesine sulh ve sükun egemen oldu.

Ancak çöküş dönemlerindeki olumsuzluklar Sakarya’yı da olumsuz etkilemiş, özellikle 2. Mahmut dönemindeki Ayanlık sistemi bölgeye de zarar vermiştir. Öte yandan bu dönemlerde Adapazarı bölgesine çok önemli miktarda mülteci akını olmuştur. Bu akınları doğuran olaylar, 1853 Kırım Savaşı, 1850 – 1860 arası Şeyh Şamil olayı ve 1877 – 1878 Osmanlı – Rus (93 Harbi) Savaşı’dır. Ayrıca, gerek Balkan Savaşları, gerekse II. Meşrutiyetin ilanından sonra Bosna – Hersek’in Avusturya’ya geçmesiyle çok sayıda göçmen Adapazarı’na yerleştirilmiştir. Bu göçler, bugünün Sakarya’sının zengin kültürel varlığının oluşmasına da zemin hazırlamıştır. Bu nedenle kültürel olarak Sakarya, Balkanlarla Kafkasların buluştuğu, Anadolu’yla kaynaştığı noktadır.

Osmanlı Devleti yerine, 29 Ekim 1923 yılında Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulunca; Sakarya, Kocaeli İline bağlı İlçe yapılmıştır. 17 Haziran 1954 yılında TBMM’nin aldığı kararla Sakarya İl yapılmış, 14 Ocak 2000'de çıkarılan 593 sayılı kanun hükmünde kararname  ile büyükşehir  yapılmıştır.

_________________________________________________________________________________


MÜZE TARİHİ

Sakarya İli, Merkez İlçesi, Semerciler Mahallesi, Milli Egemenlik Caddesi, İstasyon karşısında yer alan Müze binası, bahçesi ile birlikte 1290 M2lik bir alan üzerine kurulmuştur. 

1910–1915 yılları arasında dönemin Askerlik Şubesi Başkanı Binbaşı Baha Bey tarafından zemin katla birlikte üç katlı olarak yaptırılan konut, daha sonra Atatürk’ün yakın arkadaşı ve Milletvekili Hasan Cavit Bey tarafından satın alınmıştır.14 Haziran 1922 yılında Mustafa Kemal Atatürk’ün annesi ile buluştuğu ve konakladıkları ev, 1967 yılında meydana gelen depremde büyük ölçüde hasar görmüştür. 1983 yılında sivil mimarlık örneği olarak tescil edilen konut, Bakanlığımızca kamulaştırılıp, dış görünümü aslına uygun bir şekilde, içte ise tamamen değişikliğe uğratılarak betonarme olarak yeniden inşa edilmiştir. Zemin katta büro odaları ve doğalgaz kombi odası, 1. katta müdür odası ve 85 m2 genişliğinde bir adet sergi salonu, 2.katta da 50 kişilik bir konferans salonu bulunmaktadır. 

Sakarya Müzesi ilk defa 12.01.1989 tarihinde, İl Kültür Müdürlüğü bünyesinde büro hizmetlerine başlamış 07.03.1989 tarihinde şimdiki yerine taşınmıştır. Müze Müdürlüğü büro faaliyetlerinin yanı sıra ilimiz sınırları içerisinde bulunan arkeolojik ve etnografik eserleri toplayarak, yapılan teşhir düzenlemesi sonrasında, 21.06.1993 tarihinde halkın ziyaretine açılmıştır. 17 Ağustos 1999 tarihindeki depremde vitrinlerde ve eserlerde meydana gelen hasar nedeniyle ziyarete kapatılmıştır. Deprem sonrasında yapılan çalışmalar sonucu, 28.06.2003 tarihinde yeniden ziyarete açılmıştır. 

Müzenin bahçesinde, Sakarya İli sınırları içinde bulunan Roma ve Bizans dönemlerine ait mimari parçalar, mezar taşları, sunaklar, yazıtlı taşlar, ostotek, pişmiş toprak erzak küpü ve sütün kaideleri sergilenmektedir. Müzenin sergi salonunda tarih öncesi çağlar ile Roma ve Bizans Dönemine ait bir grup arkeolojik eser ile Osmanlı ve Cumhuriyet Dönemine ait etnografik eserler sergilenmektedir. Arkeolojik eserler arasında yassı el baltaları, pişmiş toprak kaplar, koku ve gözyaşı şişeleri, madeni ve cam eserler yer almaktadır. Etnografik eserler arasında Ulu önder Atatürk’ün kullandığı eşyalar ile Osmanlı ve Cumhuriyet dönemine ait ateşli ve kesici silahlar, bakır kaplar, mühürler ve el işlemeleri teşhir edilmektedir. Sikke vitrininde, Klasik, Hellenistik, Roma, Bizans ve Osmanlı Dönemlerine ait sikkeler bulunmaktadır.






Bu site Kültür ve Turizm Bakanlığı Bilgi Sistemleri Dairesi Başkanlığı tarafından hazırlanmıştır.